TZD Genel Başkanı Demirtaş Tarım ve Hayvancılık Sektörünü Değerlendirdi

  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
TZD Genel Başkanı Demirtaş Tarım ve Hayvancılık Sektörünü Değerlendirdi

TZD Genel Başkanı Demirtaş Tarım ve Hayvancılık Sektörünü Değerlendirdi

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş, genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, 2017 yılında tarım sektöründe yaşanan gelişmeleri değerlendirdi, 2018 yılına ilişkin önerilerini paylaştı.

2017 yılını tarım sektörü açısından değerlendiren Demirtaş, tarım sektörünün yıllardır devam etmekte olan kronik sorunlarından hiçbirinin bu yıl da çözülememiş olduğunu söyledi.

Türkiye Ziraatçılar Derneği (TZD) Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı. “Bu “kronik” sorunlar, yıllardır çözülemediği için üst üste birikmektedir ve önümüzdeki yıllarda giderilemediği takdirde çok daha büyük yapısal sorunlara yol açacaktır.

Bunların başında tarım sektöründe yaşanan ciddi finansman sıkıntısı gelmektedir.

-Desteklemeler Yetersiz Kaldı-

Ülkemizde tarım sektörünün en önemli finansman kaynağı bütçeden destekleme için ayrılan fondur.

Türkiye’de 2006 yılında kabul edilen Tarım Yasası’na göre bütçeden her yıl tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılan pay Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde birinden daha az olmamak zorundadır. Ne var ki, o yıldan bu yıla, bu orana hiç ulaşılamamıştır.

Orta Vadeli Mali Plan ve Programda 2017 yılında milli gelir (GSYH) 2 trilyon 404 milyar TL olarak hesaplanmıştı.

Buna göre bütçeden tarımsal destekleme için ayrılması gereken pay, 20.4 milyar TL olmalıydı…

Ne var ki, 2017 yılı bütçesinden tarıma ayrılan pay 12 milyar 837 TL’de kalmıştır.

Bu durumda, 2017 yılında bütçeden tarımsal desteklemeye ayrılan pay ile yasa gereği ayrılması gereken pay arasında 8 milyar TL’lik bir fark bulunmaktadır.

Hazırlanan 2018 yılı bütçesine göre çiftçilerimize toplam 14,5 milyar lira nakit tarımsal destek verileceği açıklanmıştır. Bu rakam, önümüzdeki yıl da destekleme miktarının yasanın öngördüğü taban çizgisinin altında kalacağını göstermektedir.

Genel Bütçe açısından bakarsak…

2017 yılı bütçe giderleri 645,1 milyar lira olarak hesaplanmıştır. 12 milyar 837 TL’lik destekleme fonu, bütçenin yaklaşık yüzde 2’sini oluşturmaktadır.

Bu durumu AB bütçesi ile karşılaştırdığımızda bu oranın ne kadar yetersiz olduğunu görebiliriz. AB’de genel bütçenin yüzde 40’tan fazlası tarımsal desteklemelere ayrılmakta . Ve bunun 40 milyar avronun üzerinde bir bölümü doğrudan destek olarak verilmektedir.

Görüldüğü gibi, ülkemizde tarıma verilmesi gereken destek, gerek kendi bütçemiz ve ilgili yasalar gerekse kendileriyle bütünleşme hedefini koyduğumuz ülkelerin bütçeleri göz önüne alındığında olması gerekenin çok altındadır.

-Girdi Fiyatlarındaki Artış Üretim Fiyatlarını Katladı-

Tarım sektöründe üreticinin finansman kaynaklarından bir diğeri üreticinin kâr oranıdır. Bu kâr oranını belirleyen en önemli etken ise üretici fiyatları ile girdi fiyatları arasındaki makastır.

Ülkemizde yıllardan beri üretici fiyatları genel enflasyon oranının altında kalırken girdi fiyatlarındaki artış oranı genel enflasyon oranının üzerinde gerçekleşmektedir. “Makas açılması” olarak tanımlanan bu durum, üreticinin her yıl daha fazla masraf yapması ancak bunun karşılığında daha az kâr etmesi anlamına gelmektedir.

Bu durumun en açık örneği tarımsal girdilerin en önemlilerinden biri olan mazotta görülmektedir.

Çiftçilerimiz dünyanın en pahalı mazotunu kullanmakta ve mazot için ödedikleri paranın yarıdan fazlası vergi olarak devlete gitmektedir.

Daha açık söylersek, çiftçi, beş lira verip bir litre mazot aldığında ÖTV ve KDV, yani dolaylı vergi olarak devlete üç liraya yakın para ödemektedir.

Tarım sektöründe yılda 3.3 milyar litre civarında mazot kullanıldığı hesaplanıyor…

Bu durum, çiftçinin, geçen yıl aldığı 12 milyarlık desteğin yaklaşık 7.5 milyarını mazot alırken devlete geri verdiğini göstermektedir…

2016 yılı sona ererken açıklanan Milli Tarım Projesi çerçevesinde, 2017 yılında tarımsal üreticilerin kullandığı mazotun fiyatının yarısının devlet tarafından karşılanacağı açıklanmıştı.

Ancak 2017 yılında bu vaad karşılanmadı. Özellikle dolardaki son artışlardan sonra mazota yapılan zamlar da göz önüne alındığında, 2018 yılı bütçesinde bu vaadin karşılanması büyük önem kazanmış bulunmaktadır.

Bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Fakıbaba’nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda, bakanlığının 2018 yılı bütçesini sunarken mazot maliyetinin yarısınının destek olarak üreticilerimize ödeneceğini açıklaması bu açıdan memnuniyet vericidir. Beklentimiz bu vaadin yerine getirilmesi ve bu fon için kullanılacak kaynağın zaten yetersiz olan destekleme bütçesinden kesilerek değil yeni kaynak ayrılarak gerçekleştirilmesidir.

İlaç, gübre, tohumluk gibi çoğu ithal olan ürünlerdeki dövize bağlı artışlar da hesaplandığında çiftçinin girdi faturası kabarmaya devam etmektedir. 2016 yılında gübre ve yemde KDV’nin kaldırılması bu açıdan yaşanan olumlu bir gelişme olsa da bu önlem genelde uğranan kaybı karşılamaya yetmemiştir.

-Borçlanmada Kritik Noktaya Gelindi-

Yukarıda açıkladığımız nedenlerle çiftçiler üretimlerini finanse edecek yeterli kaynağı üretim faaliyeti ve desteklemeler aracılığıyla elde edememektedir. Bu durum üreticinin bütçesindeki açığı her geçen yıl biraz daha büyütmekte ve son çare olan kredi kullanımına yöneltmektedir. Ancak bütçedeki açık devam ettiği sürece bu durum sürdürülebilir değildir. Hiçbir sektör devamlı borçlarak gelişip güçlenemez. O nedenle öz kaynaklar kısa sürede artırılamayacağına göre destekleme (12 milyar TL) ile tarımsal kredi (yaklaşık 70 milyar lira) arasındaki dengesizliğin azaltılması acil bir zorunluluk haline gelmiş bulunmaktadır.

-Hububat Ve Bakliyat Üretiminde Artış Var-

2017 yılında tahıl ürünleri üretim miktarlarının bir önceki yıla göre %3,3 oranında artarak yaklaşık 36,4 milyon ton oldu. Bir önceki yıla göre buğday üretimi %4,9 oranında artarak 21,6 milyon tona, arpa üretimi %9 oranında artarak 7,3 milyon tona, çavdar üretimi %6,7 oranında artarak 320 bin tona, yulaf üretimi, 1 oranında artarak 250 bin tona yükseldi.

Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik baklanın %8,1 oranında artarak yaklaşık 7 bin ton, kırmızı mercimeğin ,9 oranında artarak 400 bin ton, yumru bitkilerden patatesin ise %1,1 oranında artarak 4,8 milyon ton oldu.

-Tütün ve Şekerpancarı Üretimi Artıyor-

2017 yılında tütün üretiminin %7,8 oranında artarak 80 bin ton, şeker pancarı üretiminin ise %1,8 oranında artarak yaklaşık 19,9 milyon ton olarak gerçekleşti.

-Meyve ve Sebze Üretimi-

Meyve üretiminin de 2017 yılında bir önceki yıla göre ,7 oranında artaracak yaklaşık 21 milyon ton oldu.

Meyveler içinde önemli ürünlerin üretim miktarlarına bakıldığında, bir önceki yıla göre elmada ,7, şeftalide ,3, greyfurtta %2,7, kayısıda %34,9 oranında artış, kirazda ise %0,9 oranında azalış görüldü.

Turunçgil meyvelerinden mandalinanın oranında artacağı, sert kabuklu meyvelerden Antep fıstığının ise %54,1 oranında azalacağı tahmin ediliyor.

Üzüm üretiminde %5 oldu, muzda ise, 4 oranında artış öngörülüyor.

Sebze ürünleri üretim miktarının da yılsonuna kadar bir önceki yıla göre %1,9 oranında artarak yaklaşık 30,9 milyon ton olacağı tahmin ediliyor.

Sebze ürünleri alt gruplarında üretim miktarları incelendiğinde, yumru ve kök sebzelerin %0,5 oranında azalması, meyvesi için yetiştirilen sebzelerde %2,2, başka yerde sınıflandırılmamış diğer sebzelerde ise %3,5 oranında artış olması bekleniyor.

Sebzeler grubunun önemli ürünlerinden domateste %1,6, karpuzda %3,1, salçalık kapya biberde oranında artış olurken, kuru soğanda %1,7, kavunda %1,1, sivri biberde %3,2 oranında azalış olacağı tahmin ediliyor.

-Zeytinde Üretim Rekoru Kırıldı-

Bu arada en iyi haber zeytin üretimindeki artış oldu. 2017 yılında yapılması planlanan yasal bir değişiklik sonrasında büyük bir darbe yeme tehlikesiyle karşılaşan ancak toplumsal direniş sayesinde bu tehlikeyi atlatan zeytincilik bu yıl rekoltenin 2 milyon tonun üzerine çıkmasıyla büyük moral kazandı. Bu rakam Türkiye’de zeytin üretimi açısından bir rekor oluşturuyor.

Bu rakamlara baktığımızda rekolte açısından 2017 yılının olumlu olarak değerlendirilebileceğini görüyoruz. Ancak üreticinin mali durumuna baktığımızda üretimin artmasının çiftçinin gelirinin artması anlamına gelmediğini burada bir kere daha hatırlatmakta yarar var.

-Kırmızı Et Üretimi Azaldı-

Kırmızı et üretimi, 2017 yılının yılın üçüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 23,6 azalışla 301 bin 331 ton oldu

Buna göre, üçüncü çeyrekte sığır eti üretimi 253 bin 994 ton olarak tahmin edildi. Sığır eti üretimi, bir önceki döneme göre yüzde 10,8 artarken geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,4 azaldı.

Koyun eti üretimi de söz konusu dönemde 32 bin 897 ton olarak tahmin edildi. Koyun eti üretimi bir önceki döneme göre yüzde 47,7, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 39,9 artış gösterdi.

-İthalata Bağımlılık Artıyor-

Üreticiyi sıkıntıya sokan bir diğer önemli husus tarımsal ürünlerde ithalata bağımlılığın giderek artmasıdır. Özellikle son yıllarda tarım ve hayvancılık ürünlerinde kendine yeterliliğin sağlanması ya da fiyatların artmasına karşı önlem alınması adına başvurulan “sıfır faizli ithalat” tabir caizse çiftçimizin belini bükmektedir.

Bakanlar Kurulu’nun 27 Haziran 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan kararına göre, canlı büyükbaş hayvanların ithalat gümrük vergisi yüzde 135’ten yüzde 26’ya düşürüldü.

Karkas et ithalatında ise yüzde 100 ile yüzde 225 arasında olan gümrük vergisi yüzde 40’a indirildi.

Gümrük vergisi düşürülen bir başka ürün grubu ise hububat ürünleri oldu. Buğdayın ithalat gümrük vergisi yüzde 130’dan yüzde 45’e, arpanınki yüzde 130’dan yüzde 35’e, mısırınki ise yüzde 130’dan yüzde 25’e düşürüldü.

Resmi Gazete’nin 29 Temmuz 2017 tarihli sayısında yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Et ve Süt Kurumu’na 31 Aralık 2018 tarihine kadar 500 bin baş canlı büyükbaş hayvan,475 bin canlı koyun ve keçi ithalat yetkisi verildi. Aynı karar kapsamında 31 Aralık 2018 tarihine kadar 75 bin ton taze veya soğutulmuş et ile 31 Aralık 2017 tarihine kadar ise 20 bin ton karkas et ithalatı yapılacak. Et ve Süt Kurumu bu ithalatı sıfır gümrükle yapacak.

Bakanlar Kurulu’nun aynı Resmi Gazete’de yayınlanan başka bir kararı ile Toprak Mahsulleri Ofisi’ne buğday, arpa, mısır ve pirinç ithalatı için yetki verildi. Söz konusu karar ile Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 31 Mayıs 2018 tarihine kadar 750 bin ton buğday ve mahlut, yine aynı tarihe kadar 700 bin ton arpa, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar 700 bin ton mısır ve 31 Ağustos 2018 tarihine kadar ise 100 bin ton pirinç ithalat kotası tahsis edildi. Toprak Mahsulleri Ofisi belirtilen miktarlardaki bu ürünleri sıfır gümrükle ithal edecek.

Bu durumda gümrük vergisi sıfırlanarak ithalat yetkisi verilen ürün ve miktarları (ton olarak) şöyle oldu:

Buğday ve Mahlut: 750.000, Arpa: 700.000, Mısır: 700.000, Pirinç: 100.000, Kırmızı et: 95.000, Büyükbaş hayvan: 500.000 baş, Küçükbaş hayvan: 475.000 baş

-Yemde De Dışa Bağımlı Hale Geldik-

Et ithalatının üretim üzerindeki olumsuz etkisi desteklemelerdeki kısmi artışla dengelenmeye çalışılıyor. Örneğin 30 ilde et üretimine yönelik düve alımına yüzde 30 hibe verilmesi kararlaştırıldı. Buzağı desteklemesi için 200-750 liralık ödeme ve damızlık hayvan üretim merkezlerinin sayısının artırılması öngörülüyor. Ancak bu önlemler üreticinin uğradığı ve uğrayacağı kaybı karşılamaya yetecek miktarda değil.

Bir örnek vermek gerekirse, yem fiyatları 3-4 ayda yüzde 100’e yakın arttı. 25-30 kuruş olan samanın balya kilogram fiyatı 50-60 kuruşa çıktı. 50-60 kuruş olan yoncanın fiyatı 80-100 kuruş arasında seyrediyor. Samanın kilogramı 70 kuruşa çıktı, çayır otunun kilogramı 0.90 ile 1.1 TL arasında, yoncanın kilogram fiyatı ise 0.90 ile 1.1 TL seviyelerinde seyrediyor.

Bu durum karşısında geçtiğimiz günlerde saman da dahil kaba yem ve kepek türleri ile balık unu ithalatında gümrük vergileri, tüm ülkeler için sıfırlandı. Yemde yüzde 50 civarında olan ithalat oranımızın bu durumda çok daha yüksek rakamlara çıkması bekleniyor.

 

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?



BİRDE BUNLARA BAKIN

Facebook Sayfamız