HAYVANCILIKTA NELER OLUYOR? Prof. Dr. Hazım Gökçen Yazdı

  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Prof. Dr. Hazım Gökçen
Prof. Dr. Hazım Gökçen
hazimgokcen@gmail.com
HAYVANCILIKTA NELER OLUYOR?
  • 0
  • 26 Aralık 2017 Salı
  • 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
  • +
  • -

Son günlerde ilgili Bakanın dilinden, gazetelerin manşetlerinden ve TV’lerin ana haber bültenlerinden kırmızı et sözcüğü bir türlü düşmüyor. Varsa yoksa kırmızı et. Sanki çok pahalıymış gibi Bakanlık kırmızı eti halka ucuza yedirme peşinde. Aslında bu çabanın, kırmızı eti halka ucuz yedirmekten ziyade gıda fiyatlarından kaynaklandığı var sayılan yüksek enflasyon artışını düşürme arayışından başka bir şey olmadığı apaçık ortada. Elli yıllık meslek hayatım boyunca etin pahalı olduğu ve ucuzlatılması gerektiği lafını çok kez duydum, ama yine de et ucuzlamadı. Hatta geçmişte bazı bakanlar ve belediyeler ete eski tabirle narh yani tavan fiyatı uyguladılar ama başarılı olamadılar. Çoğumuz kırmızı et fiyatlarındaki artışın üretimin azlığından kaynaklandığını söyledik durduk ama maalesef kimselere dinletemedik. Tam tersine etkili çevreler sürekli kırmızı etin pahalı olduğu savını insanlarımıza dayattılar. Diğer tarım ürünlerine nazaran girdi kullanım maliyetleri çok yüksek ve üretim süreci daha zahmetli olan ete pahalı dediler de bir kilo fındığın 60-70 liraya, bir kilo tarla domatesinin 10 liraya satılması karşısında seslerini çıkaramadılar. Karkas etin kilosunu 25 liraya alan kasabın; en iyimser rakamla 8 lira tutan kemik firesi, sinir firesi, depolama firesi, KDV ve işletme giderlerini eklediğinde 33 liraya mal ettiği perakende kıymayı, kuşbaşını bu fiyattan aşağıya o da kendi karını katmadan satayamayacağı gerçeğini bildikleri halde yine de kırmızı et pahalı deyip durdular. Sonunda kırmızı eti ucuzlatmak bahanesiyle ne olduğu belirsiz etleri ithal edip halkın sağlığını bozdukları yetmezmiş gibi kırmızı eti de ucuzlatamadılar. Türk yetiştiricisinden sakındıkları paraları ithalat lobisi kanalı ile Avrupalı ve Güney Amerikalı hayvan yetiştiricilerine hortumladılar. Buna karşılık örgütsüz ve zavallı besicinin hiç sesi çıkmadı, hükumeti kızdırmak istemeyen ziraat odalarının, yetiştirici birliklerinin sözde eylemleri ise gazetelere ve televizyonlara verdikleri demeçlerden öteye gidemedi. Bu durum demokratik bir Ülkede yaşansaydı hiç kuşku yok ki sadece ilgili Bakanın değil, hükumetin istifası bile söz konusu olabilirdi.
Şimdi herkes kırmızı etten söz ediyor da nedense sütten hiç bahseden yok. Et ile süt, et ve tırnak gibi ayrılmaz bir ikilidir. Süt olmazsa et de olmaz. Mezbahalarda her gün binlerce inek kesiliyor. Siz TÜİK’in yıllık 16-17 milyon tonluk rakamlarına bakmayın, çiğ inek sütü üretimi giderek azalıyor. Hadi fabrikalara teslim edilen sütün miktarı ölçülebiliyor diyelim, geri kalan kayıt dışı %50 lik bölüm nasıl hesaplanıyor acaba? Çiğ inek sütünün azaldığını önceden fark eden Ulusal Süt Konseyi son bir yıl içinde referans fiyata iki kez zam yaptı. Süt üretimini azaltan diğer bir etken de yetiştiricilerin etçi buzağı elde etmek amacıyla Holştayndan Simentale dönmeleridir. Bu gidişle yakında çiğ inek sütü fiyatı daha da artacak, ambalajlı süt sanayicileri ürünlerine zam yapacak, hükümet de bunun üzerine süt ürünleri ithal etmek zorunda kalacak. Zaten bazı ülkeler süt ürünleri satmak için Türkiye’ye habire baskı yapıyorlar. Sadece süt üretim rakamlarına değil diğer hayvancılık istatistiklerine de şüphe ile yaklaşmak lazım. İnekler ve koyunlar küpeli ve kayıtlı oldukları halde sayıları tam olarak bilinmiyor. Çünkü küpesiz, kayıt dışı bir sürü hayvan var.
Bakanlık önümüzdeki yılı Tarım ve Hayvancılık Yılı ilan etti ve üç yıl boyunca yeni destekleme programlarıyla hayvancılığın kalkındırılacağını, üç yılsonunda ise ithalata gerek kalmayacağını açıkladı. Bu arada doğal olarak üç yıl dışarıdan damızlık inek ve düve, besilik ve kesimlik dana, karkas ve lop et ithal edilecek. Hani bundan önceki Bakan bir Milli Tarım Projesi hazırlamıştı ve dişi damızlıklarla besi materyalinin yurt içinde temin edileceğini açıklamıştı. Hani Embriyo Transferi yoluyla elde edilecek kaliteli dişi damızlıklar halka dağıtılacaktı. Yeni Bakanın göreve gelir gelmez ilk işi, Cumhurbaşkanının huzurunda gösterişli bir törenle halka açıklanan Milli Tarım Projesini rafa kaldırmak oldu. Sanki iktidar değişmiş, başka bir parti hükümet olmuş gibi yeni gelen Bakan eski Bakanın adamı olan bürokratların çoğunu değiştirdi ve projeleri sümen altı etti. Gençler köye dönsün diye binlerce kişiye otuz bin lira
karşılığı inek ya da besilik dana dağıtıldı. Bugün geldiğimiz noktada halka dağıtılan bu genetik yapısı düşük hayvanlar ya hastalandı ve öldü ya da kısır kaldı. Yani sıfır faizli kredi de olduğu gibi köye dönüş projesinde de Devletin milyarlarca lirası heba olup gitti. Gelinen nokta ortada. Seksenli yıllarda bir milyon dolarlık canlı hayvan ve hayvansal ürün ihraç eden Türkiye bugün hayvanını, samanını, yem hammaddesini, etini ithal eden dışa bağımlı bir ülke haline geldi. Ha bu arada Bakanlık kırmızı et ile uğraşırken ve kamu veteriner hekimleri mesleklerini bırakıp bilgisayar memurluğu yaparken hayvan hastalıkları aldı başını gitti. Şap, brucella, tüberküloz başta olmak üzere çok sayıda hayvan hastalığı ulusal ekonomimize milyarlarca lira zarar vermeye devam ediyor.
Son söz olarak söylemeliyim ki, girdileri ucuzlatıp üretimi arttıramazsanız hayvancılığı kalkındıramaz, eti ucuza mal edemezsiniz. İthalat geçmiş yıllarda da somut biçimde görüldüğü gibi hayvancılığı kalkındırmaz, tam tersine batırır. Destekleri girdilerin ucuzlatılmasına harcamazsanız şimdiye kadar olduğu gibi verdiğiniz paraların hepsi boşa gider. Sadece bürokratları dinler sivil toplumu kaale almazsanız hayvancılığı geliştiremezsiniz. Köylü kazanamazsa hayvancılığı bırakır, Ülke Somali örneğinde olduğu gibi açlığın pençesine düşer. Söylemesi bizden.

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM